İstanbul Devlet Tiyatrosu sunar.

Yönetmen: Galip Erdal

Bir oyunu daha önce izlemediysem veya okumadıysam, o oyuna gitmeden önce internette kısa bir araştırma yapıyorum. Elime ne geçiyor? Hiçbir şey. Kimse mi yazmamış bu oyunu? Kimse mi izlediklerini dile getirmemiş? Evet, hiçkimse. Ben neden yazmayayım dedim ve ilk Medium postumda oyunu ve yorumlarımı anlatacağım. Genel bir şekilde bahseceğim ve izlemediyseniz oyunun büyüsünü kaçırmayacağım, söz.

Oyun Öncesi

Cevahir Sahnesi Salon 2’de izledim ben oyunu. A sırası 9 numaralı koltuk. İşte oradan çektiğim kapak fotoğrafı sahne tasarımını gösteriyor. Tek fark ise vitrinin üzerindeki şarap şişeleri yerinde iplere asılmış ziller var. Salona ilk girdiğinizde böyle sahnelerin sizi karşılaması insanda hoş bir duygu bırakıyor. Eski günlerden bir oyun izleyeceğim diyorsunuz (tabi daha önce konusuna falan hiç bakmamışsanız) ve kendinizi yabancı hissettirmiyor. Sahnelerin vazgeçilmezi mavi ışık sahneyi aydınlatıyor ve ortaya çıkarıyor. Adeta seyircileri selamlıyor.

3 tane zil çalıyor. Oyunumuz başlamak üzere anonsu ve oyun başlıyor.

İlk Perde

Savaşın hep bahsedilmeyen yüzü yani geride kalanlar tarafında geçiyor olay. Savaş sırasında ve özellikle sonrasında geride kalan kadınların yaşadığı en büyük zorluklardan birisini temel konu edinmiş. Yaşamak. Nasıl yaşanacağını veya yaşanmayacağını gözler önüne seriyor. Bu arada oyun ikinci dünya savaşı sonrasında geçiyor.

İlk perdede göze ilk çarpan karakter aslında Lily karakteri. Ana karakter olmamasına rağmen oyunculukta iyi bir performans sergiliyor Side Balaban. Başrolde Enrica rolüyle Eylem Yıldız çıkıyor karşımıza ve ilk perdede üzerine tam oturmamış diyebileceğim karakteri canlandırıyor. Yine de etkili bir oyun sergiliyor. Komiser rolünde ise kendisiyle daha önceden Sivas’ta ortak çalışma içerisinde bulunduğum (tabi yanlış hatırlamıyorsam) Orkun Gülşen var. Daha önce benim de görev aldığım bir oratoryoda Atatürk seslendirmesi yapmıştı. Neyse, oyunculuğu gayet başarılı fakat burada yönetmene top atıp karakteri biraz daha etkili hale getirebilirdi demek istiyorum. Güzel karakter, başarılı performans fakat karakterin etkisi bence arttırılmalı.

İkinci Perde

Dekorda bir değişiklik yok, tam kapak fotoğrafı gibi.

Genel olarak ikinci perdede oyunun tamamı şahlanıyor adeta. Enrica rolündeki Eylem yıldız ikinci perdede rolünü adeta yaşıyor. İlk perdede etkili bir oyun sergilemiş olmasına rağmen asıl performans ikinci perdede ortaya çıkıyor. Sadece o mu, aynı şekilde Lily rolündeki Side Balaban da.

Sanırım ikinci yarının daha duygusal olduğunu söylemek doğru olur. Bu duyguyu da seyirciye çok güzel aktarıyor tüm oyuncular. O yüzden ikinci yarı daha çok içine alıyor insanı. Ayrıca ikinci perdede yeni karakterler giriyor oyuna. İki tane karakter giriyor ve oyunun akışına inanılmaz katkı yapıyorlar. Nereden çıktı bir anda bu karakter demiyorsunuz. Direkt dahil oluyorlar ve kalıcı bir etki yaratıyorlar. Genç kızların annesi rolündeki Merih Atalay ikinci yarıda daha gerçekçi oynuyor ve seyirciye daha candan geliyor. Genelde bu tarz anne karakterini ve Lily gibi karakterleri yapmacık bulurum. Fakat bu oyunda o yapmacıklığın etkisi epey azdı.

Oyun Sonu

Alkışlar, alkışlar, alkışlar…

NOT: Bence her oyun sonrasında sahneye yönetmen de çıkmalı. Sonuçta bu oyunun en büyük parçası o.


Eğer yazıyı beğendiyseniz ve bu tarz yazıları destekliyorsanız lütfen ‘Recommend’ ve ‘Share’ butonlarına tıklayın. Önerin ki daha çok insan ulaşabilsin. Belki bu yazıyı okuyup oyuna gitme kararı alacak insanlar olacak.