Tags

, , , ,

Hayatımda geriye dönüp baktığımda utandığım sadece tek bir şey var. Geçmişte kısa bir süreliğine olan bencilliğimden, sahip olduklarımı paylaşmamamdan utanıyorum. Ne zaman paylaşmanın ön planda olduğu bir olay görsem veya video izlesem utanıyorum. Çünkü ben o insancıl özelliklere bir süreliğine de olsa sahip değildim diye düşünüyorum. Hayatımın birkaç yılındaki hissettiğim bu bencillik bende inanılmaz kötü bir karanlığa sebep oluyordu. Neden diye düşündüğümde ise aklıma birkaç şey geliyor temel olarak.

Sisteme ayak uydur, çok fazla sorgulamadan çalış, kariyerinden önemli bir şey düşünmeden yaşa. Kariyer=yalnızlık gibi yanlış bir düşünceye sahiptim. İşte bunlara kendimi yanlış bir şekilde kaptırmak ve yanlış düşüncelere sahip olmak bir adım daha yaklaştırmış bencilliğe. Üniversiteye denk gelen o dönemde bir ara hiçkimseye güvenmeden ve sahip olduğumu paylaşmadan bir yerlere gelebileceğimi düşünüyordum. Ne biliyorsam kendime saklıyor, sadece yakın çevremle paylaşıyordum. Şu an belki abartıyorumdur ama geçmişe dönüp baktığımda hissettiklerim bu yönde. Neyse ki bu yanlışımdan doğru zamanda geri dönmüşüm. Geri dönmemi etkileyen de birkaç olay var.

Gezi Parkı eylemlerindeki o muhteşem ruh, içimdeki bencilliğin sönmesini ve eski Candost’un tekrar ortaya çıkmasını sağladı. Paylaşımın, insanlığın, baskılara karşı koymanın, fikirlerinin peşinde koşmanın insanı daha da yücelttiğini ve mutlu ettiğini farkettim. Üniversite döneminde adım adım karanlığa giden ruhum yeniden canlanmaya başladı.

Kariyer noktasında ise İstanbul’da birlikte çalıştığım güzel insanlar sayesinde karşı fikirlerin önemli olduğunu, paylaştıkça ve tartıştıkça daha iyi işler yapabileceğimi farkettim. (İş hayatı çok çetrefilli ve herkes birbirinin arkasından iş çeviriyor diyen insanlara ise diyebileceğim tek şey var: Çalıştığınız arkadaşlarınızı doğru seçememişsiniz veya sizde bir problem var.) İş arkadaşlarım bir noktada gerçekten arkamı dönebileceğim arkadaşlarım oldular.

İçimde tekrardan yeşermeye başlayan bu paylaşma isteğinin en çok beslendiği ve büyüdüğü nokta ise tek başıma sırt çantası ve çadırla çıktığım bir tatil. Yepyeni ve çok farklı insanlarla tanıştım. Herkes karşısındakinden bir şey beklemeden yardım ediyor veya bir şeyler paylaşıyordu. Çadırı kurmaya yardım edenler, elindeki yemeği, şarabı paylaşanlar karşılığında bir şey beklemeden sadece paylaşıyorlardı. O tatilde farkettim ki, sahip olduklarımı paylaşınca her şeyin tadı daha güzel oluyor. İmece usulü hazırladığımız kahvaltıların tadı tek başıma yaptığım kahvaltılardan kat kat daha iyiydi. İşte bunu fark edebileceğim fırsatı yaratmış olmak da beni şu an inanılmaz mutlu ediyor.

Artık maddi ve manevi varlığım, bildiklerim, yeni öğrendiklerim ve tecrübelerim yani kısacası her şeyim paylaşmaya odaklı hale geliyor. Adım adım bu yolda ilerlemeye çalışıyorum. 25 yaşındayım ve önümde güzel ve mutlu bir şekilde yaşamak istediğim bir hayatım var. Bu hayatı da paylaşarak yaşamak istiyorum. Paylaşmanın önemini farkettiğim için çok huzurluyum. Bu blog da bunun bir parçası. Elimden geldiğince çok yazmaya çalışacağım. Siz de fırsat buldukça okuyun ve düşüncelerinizi benimle paylaşın. Bir şeyler öğrenebilirseniz veya iyi şeyler hissedebilirseniz ne mutlu bana. Okuduğunuz için de teşekkürler.

(NOT: Haftalık Bültenler Özeti’ne şimdilik ara veriyorum ama ileride daha farklı ve güzel bir şekilde devam edecek. Eğer önerileriniz varsa Twitter’dan, Facebook’tan veya buradaki yorumlardan bana ulaşabilirsiniz.)