İçerik üretmek günümüzde hiçbir şekilde küçümsenmeyecek ve çok büyük emek isteyen bir iş. Kaliteli bir içerik üretip insanlara sunmaksa daha da zor. Bütün bunların üzerine bir de dil konusu gelince, her şey daha da karışıyor. Bu arada bahsettiğimiz diller İngilizce ve Türkçe. İspanyolca veya Çince içerik yazma konusunda tartışana denk gelmedim henüz. Genelde bir tartışma konusu haline gelen içeriğin dili hakkında farklı görüşler mevcut. Bu görüşlerden ilki; Türkçe kaynak yetersizliğinden şikayetçi olan taraf ve genel olarak her şeyin Türkçe’ye çevrilmesi ve yeni içeriklerin Türkçe yazılmasını istiyor. Diğer tarafta ise günümüzde resmi dünya dili ünvanını almaya aday olan İngilizce dilinde yazılmasını destekleyen grup. Her iki tarafın isteklerini açık bir şekilde değerlendirmek ve farklı açılardan yorumlayarak çözüm sunmak doğru olacaktır diye düşünüyorum. Bu yüzden her iki dili de iki farklı başlık altında inceledim.

Teknik ve bilimsel kaynaklar

Herkesin de bildiği gibi günümüz bilim ve teknik literatürünün resmi dili İngilizce. Bir probleminiz olduğunda veya öğrenmek istediğiniz bir bilgiyi aradığınızda, teknik bir konuya girecekseniz yolun sonu her zaman İngilizce’ye çıkıyor. Türkçe çeviriler elbet mevcut. Hatta bazı programlama dillerinin resmi dokümantasyonları kısmen de olsa gönüllü insanlar sayesinde Türkçe’ye çevrilmiş durumda. Ancak bu hiçbir şekilde yeterli değil. Birçoğu yarım kalmakla birlikte, çeviri yapan insanlar Türkçe dilinin günümüz teknoloji dönemine adapte olmakta zorlandığının da farkındalar. Aradıkları kelimelerin karşılıklarını bulamama durumuna geldiklerinde ya saçma bir kelime kullanma hatasına düşünüyorlar ya da en iyi ihtimalle İngilizce kelimeyi Türkçeleştiriyorlar. Düzgün bir şekilde seçilen Türkçe karşılıklar bile okuyan tarafta istenilen etkiyi yaratmıyor. Şunu unutmamak lazım ki, ne söylerseniz söyleyin karşınızdakinin anlayabildiği kadarsınız. Bunu göz önüne aldığınızda kelime seçimi çok büyük önem kazanıyor. Örnek olarak “Convolutional Neural Networks”, Türkçe’ye nasıl olduysa “Evrişimsel Sinir Ağları” olarak çevrilmiş. Evrişimsel henüz TDK’de mevcut değil. Bu durumda TDK’nin buna geri kalmasına mı üzülmek gerekiyor? Yoksa bahsedilen alanla ilgili olan bir kişi olarak bende bile herhangi bir fikir oluşturmayan evrişimsel kelimesinin üretilmesine mi? Diğer bir örnek ise lokasyon kelimesi. Aynı şekilde TDK’de yer almayan bu kelimenin ne olduğunu herkes anlamasına rağmen kullanımı doğru değil. Bunun yerine konum kelimesi tercih edilmeli. Bu ve bunun benzeri örnekleri göz önüne aldığımızda mevcut literatürün hiçbir zaman tamamen Türkçeleştirilemeyeceği apaçık ortadadır. Günümüzde teknolojinin gelişme hızına ayak uydurmaya çalışan ve kendinden çok fazla ödün veren İngilizce hariç birçok dil için de aynı şey geçerli. Peki, İngilizce bu hâkimiyeti kazandığına göre, ülkemizde İngilizce bilmeyen insanlar kendilerini teknik ve bilimsel alanlarda nasıl geliştirecekler? 27 Ekim 1920 tarihinde Atatürk Bursa’da öğretmenlere seslenirken diyor ki, “Bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her ulus kişisinin kafasına koyacağız. Bilim ve fen için kayıt ve şart yoktur.”. Günümüze baktığınızda mevcut literatür İngilizce ise, biz o bilim ve feni İngilizce olarak almak zorundayız. Maalesef başka seçeneğimiz yok. Bunun için de İngilizce öğrenmek ŞART! İlim ve irfanı aldıktan sonra kendi dilimize yönelik çalışabiliriz. Ben ülke olarak ilk aşamayı tam olarak tamamladığımızı düşünmüyorum.

İş dünyası ve iletişim

Yeni bir insanla tanıştığımızda ilk sorduğumuz sorulardan birisi “Ne iş yapıyorsun?” olduğuna göre iş yaşamı ve buna bağlı olan iletişimi birbirinden ayırmak artık pek mümkün değil. Neredeyse tamamen bilimsel ve teknik kaynaklara bağlı olan iş yaşamı artık öyle bir noktaya geldi ki, plaza Türkçesi diye bir kavram ortaya çıktı. Bu yarı İngilizce yarı Türkçe olan yeni dil, iş dünyasını ve insanlar arasındaki iletişimi çok fazla etkilemekte. İçerik üretirken de bunun etkisi çok fazla görülüyor. Upgrade etmek, premium hesap, merge etmek, set etmek, release etmek seklinde uzatıp götürebileceğimiz söylemleri günlük hayatımıza o kadar adapte etmişiz ki, oluşturduğumuz içeriklerde de kullanır hale gelmişiz. Burada kabuğumuzdan biraz çıkmak ve dış dünyaya açılmak gerektiğini düşündüğüm için, içerik oluştururken İngilizce’nin kullanılması iletişimi arttıracak ve doğal olarak dünya çapındaki iş yaşamına uyumu kolaylaştıracaktır. Bir içerik üretildiğinde, bu içerik üzerinde yapılan konuşmalar ve tartışmalar bazen konuyu çok daha ileriye götürebiliyor ve yeni kapılar açabiliyor. Küreselleşen dünyada İngilizce yerine başka bir dil kullanıldığında, hedef kitleyi ve doğal olarak da muhtemel tartışmaları kısıtlamış oluyorsunuz. Oluşturulan içerik sadece yerel bir kaynak olarak sunulduğunda dışarıdan geri bildirim olmadığı için kolay ilerlenemeyecektir. Yerel kaynaklardan gelen geri bildirimler elbet faydalı ancak bu konuda ne kadar fazla geri bildirim alınırsa o kadar iyidir diyebiliriz. Daha fazla insana ulaşabilmek ve bütün dünyada var olabilmek, yer edinebilmek için İngilizce kullanmak zorundayız. Türkçe’nin dil olarak yetersizliği ve buna bağlı olarak eksik veya yanlış kullanımlar ile kısıtlanan iletişim, bizi dünya çapındaki iş yaşamından daha da uzaklaştıracaktır. Şu zamanda, Çin’den ihraç edip, Almanya’ya ürün ithal eden birisi nasıl bütün işini İngilizce yapmak zorundaysa, biz içerik üreticiler de ürettiğimiz içeriği -şimdilik- İngilizce üretmek durumundayız. Ancak bu demek değildir ki Türkçe içerik kesinlikle olmamalı. İngilizce’nin sunduğu faydalardan maksimum oranda faydalanabilmek için bu gerekli. İngilizce içeriğin bireysel ve kurumsal düzeyde yaşama çok büyük etkisi var. Nasıl tatlı dil bütün kapıları açıyorsa, günümüzde İngilizce de bize kaliteli bir yaşamın kapılarını direkt açmasa bile çok büyük oranda yardımcı olacaktır. Bu dil konusunda incelememiz gereken bir ülke var. Nisan 2018 verilerine göre 1 milyar 413 milyonluk nüfusuyla Çin, bu alanda çok iyi bir ilerleme kaydediyor. Eğer ki yazılım dünyasındaysanız, büyük ihtimalle farketmişsinizdir ki, birçok yazılım dokümantasyonu, kütüphanesi Çince olarak mevcut. Hatta Geleneksel Çince ve Basitleştirilmiş Çince olarak ayrımlarını bulmak da mevcut. Arkasına sadece Çin’i almayan ve başka ülkelerde de aktif kullanılan Çince’nin günümüzdeki yayılımı aslında olması gerektiği şekilde. Çin öncelikle bilim ve feni alıp ilerledikten sonra bu adımları attı. Henüz Çince bütün dünyada kabul görmüş bilim ve teknik dili değil. Ancak Çince konuşan insanların bilim ve tekniğin ağırlıklı olduğu sektörlerde çalışmaları ve kendilerini bu alanlarda geliştirmeleri sonucunda Çince günümüz yazılım dünyasında çok iyi bir yere sahip. Burada nüfus büyük bir etken gibi görünse de her şey demek değil. Bir milyar üç yüz elli bir milyon nüfusa sahip Hindistan her ne kadar bilgi teknolojileri sektöründe çok aktif rol alsa da, 23 tane resmi dilleri olduğu için, dil konusunda Çin gibi bir ilerleme kaydedemediler. Burada 3000 yıllık bir dilin yeni yeni dünya dili olma yolunda adımlar atarak 1500 yıllık bir dil olan İngilizce’nin tahtına oynamasından bahsediyoruz. Süreç elbet de kolay değil. Arkadaşlar arasında da sıkça konuştuğumuz içeriğin dili konusuna hâlâ ortak bir karar alabilmiş değiliz. Bunun sebebi de tamamen millî duygular. Ancak bu duyguları doğru yönlendirmekte fayda var. Her şeyi millîleştirmenin mantıklı olmadığı gibi, tam tersi de aynı şekilde mantıksız. Günümüzde yapay zeka, robotlar ve endüstri 4.0 hatta 5.0’ın getirdiği yeniliklere her alanda nasıl adapte olacağımızı ve uygulayacağımızı düşünmek gerek. Bunlar ve çevresindeki bilgi teknolojilerinde söz sahibi olacak seviyeye gelene kadar çalışmayı yapmak atacağımız ilk adım olmalı. Yukarıda bahsettiğim ililm ve irfanı almanın bugünlerde ilk adımı nasıl İngilizce öğrenmek ise, ikinci adımı da küresel çapta düşünmek. Hiçbir teknolojiyi ve ürünü millîleştiremeyeceğimiz, herhangi bir millete ait sayamayacağımız apaçık ortada. Kimse çıkıp da Google, Amerika’nın millî ürünüdür, Alibaba Çinlilerindir diyemez. Çünkü milletler üstü birer oluşum haline gelmiş bu şirketler bütün dünyada hizmet vermekte ve servisleri milyonlarca insan tarafından kullanılmakta hatta bünyesinde neredeyse her milletten insanı çalıştırmaktadır. Bizim dil konusuna -şimdilik- takılmadan sektöre nüfuz etmemiz, teknolojilerde lider rolünü üstlenebilecek seviyede bilgi birikimine sahip olmamız ve bu bilgileri doğru kullanmamız şart. Bu yolda ilerlerken dil konusu bizi geriden takip edecektir. Ancak Çin örneğinde olduğu gibi belirli bir noktadan sonra bu konu da zaten kendi kendine çözülecektir diye düşünüyorum.

Bu işin diğer bir tarafı teknolojiyi ve bilimi halka anlatabilmek ve toplumsal olarak ilerleme sağlamak. Bu apayrı bir yazı konusu. Siz neler düşünüyorsunuz? Sizce Türkçe mi olmalı İngilizce mi? Neden?


Herhangi bir dilde bir şeyler öğrenen, öğrendiklerini paylaşma niyetiyle içerik üreten herkesi saygıyla selamlarım. Görüşmek üzere.

Comments