Mesai Saatleri Dışında Çalışma Baskısı

2 minute(s) read


Beklentiler ve baskılar hem kişisel hem toplumsal düzeyde denkleşebiliyor. Covid-19 pandemisi ile birlikte bireysel ve iş alanlarımız iyice birbirine karıştı. Türkiye’de bu ayrım zaten hiçbir zaman net değildi. İşverenler, çalışanlarının özel hayatlarına sıklıkla yorum yapıyor hatta müdahale etmeyi kendilerinde hak bile görebiliyor. Ve sonunda kendimizi işimizin mesai saatlerinin dışında işimizle ilgili bir şeyler okurken, izlerken veya yaparken buluyoruz. Sekiz saatlik mesai bir anda on veya on iki saate kadar çıkıyor.

Ayrımı yapılamayan iş ve özel hayat, yazılım dünyasının derinliğiyle birleşince, bizde sürekli bir çalışmalıyız hissi uyanıyor. İş yerinde harcadığımız saatler dışında ek bir şeyler yapma hissi bazen direkt olarak dışarıdan bir baskı ile oluşuyor, bazense kendiliğinden doğuyor. Her iki durumda da işlerin sarpa sarması an meselesi.

Baskı işverenden veya toplumdan geldiği zaman bıkkınlık kaçınılmaz hale geliyor. Esnek (işverene değil de çalışana doğru esneyen) çalışma saatleri, uzun mesailere ve bu da sonunda yapılan işi kişisel hayatın içine dahil etmeye evriliyor. Bize baskı uygulayan bir şirketten ayrılmak istediğimizde ve etrafa baktığımızda ilanlarda çok fazla (gerçek olamayacak kadar) beklenti görüyoruz. Bu sadece iş ilanlarında değil, mülakatlarda da karşılaşılan bir şey. Bazen tercihe bağlı olarak da olsa sorulan GitHub veya Stackoverflow profilleri de bunun bir parçası. Sadece bunları sormak bile başlı başına bir beklentiye girildiğinin göstergesi.

Kendiliğinden doğan baskı ise kişisel beklentilerimiz sonucunda oluşuyor. Bir şeyler yapmalıyım hissi çoğunlukla bizi alttan alta kişisel yetersizliğe sürükleyen bir olay. Üstüne bir de yaptığımız işi sevdiğimizde, sürekli onunla uğraşmak istiyoruz. Mesleğimiz hobimiz, tek hobimiz ise mesleğimiz haline geliyor. Boş zamanlarımızı değerlendirme baskısı ve yazılım sektörünün kaynaklarının her yerden, her anda ulaşılabilir olması da elimizin altında sürekli okunacak, izlenecek bir şeyler olmasına yol açıyor. Sosyal medyada zaman geçirirken sektördeki diğer yazılımcılara bakıyor, konferans konuşmalarını izliyor, yeni çıkan teknolojileri yakından takip ediyoruz. En sonunda kendimize dönüp “ya bu kadar insan ekstra bir sürü şey yapıyor. İşimde iyi olmak için galiba benim de yapmam gerekiyor.” diyoruz.

Yeni birisiyle tanıştığımızda ilk sorduğumuz sorulardan birisinin “Ne iş yapıyorsun?” olması da toplumsal baskının bir göstergesi. Meslek, bir kimlik gibi görülüyor. Tanpınar’ın da dediği gibi; “Türkiye evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olmak imkânını vermiyor.” Biz de bu soruyla, bu toplumsal baskıya katkı sağlıyoruz. Ben bunu Türkiye’nin mevcut kültürel durumuna bağlıyorum. Öyle tehlikeli bir politik ve kültürel kombinasyon oluşmuş ki, yazılım sektörünün içine girdiğinizde kendinizi tamamen bu işe adamanız gerekiyor hissiyatı uyandırıyor. Kötü yaptığımız bir iş eleştirildiğinde, adeta kişiliğimiz eleştiriyor gibi hissetmemiz de bu kültürün bir parçası1.

Bu olayın bir de “Bu işi sevmeden yapmak imkansız.”, “yapamıyorsanız bırakın, bu işin doğası böyle” tarafı var. Her meslekte olduğu gibi sevmeden bir işi yapmak maalesef zor, ama imkansız da değil. Mesleği sevmek mutluluk veren şeylerden birisi, bunu kabul edebiliriz. Ancak mesleği sevmekten bağımsız bir şekilde, oluşturulan bu baskıyla yaşamayı kabullenmek bence doğru bir yaklaşım değil. Bu işin doğasının böyle olması ise tamamen bizim elimizde. Toplumsal ve bireysel baskıyı yıktığımızda ve işimizi zamanında ve en doğru şekilde yapmaya odaklandığımızda doğru dengeyi yakalayabileceğimizi düşünüyorum.

Kendi çabalarıyla bir şeyler yapanlar, bundan keyif alanlar ve bunu avantajına çevirenlere ise söyleyebilecek bir şeyimiz elbette var: “Aaa, ne kadar güzel, ekstra bir şey yapmışsın. Emeğine sağlık.” Takdir etmeyi bilmeli, emeğinin karşılığını da vermeliyiz. Ekstra yapılan şeyleri bir beklentiye dönüştürmemeyi öğrenmeli, diğer taraftan ise yapanları takdir ile karşılamalıyız.

  1. Erin Meyer, The Culture Map kitabının 7. bölümünde, aynı fikirde olmama (disagreeing) ve duygusal dışavurum konularını birleştirip Şekil 7.3’le açık bir şekilde anlatıyor. Ben, Meyer’in hazırladığı Şekil 7.3’te Türkiye’yi C bölgesine yerleştiriyorum. 

Categories: ,

Publish Date:

Last Update Date:

Comments